Time
30 Mayıs 2013 Perşembe
Yokolma anı şimdi..
Bugün günlerden ne? Hiçbirşey..Hiçbirşeyden zevk almadığım -ender olmayan- günlerden bir yenisi. Sanki herşey bitmiş gibi sonsuz bir yokoluş içerisinde. Üzülmem gerek. Kendimi kötü hissetmem gerek. Evet öyle gerekiyor ama hissetmiyorum. Hiçbirşey.. Öyleki kırgınlıklarım,kızgınlıklarım yok artık. Kendi kendime bağırıp çağırmalarımda. Hepsi uçup gitti içimden..Akmayı bıraktı damalarımda. Hiçliğim temizlendi kendi kanımda.Birşeylerin eksik olması gerek yada fazla sanki herşey tam ama hiçbirşey yok .Asıl sorun şu olsa gerek: geldiğim gibi gitmeli. Aynı anda herkesin hayatında olup aslında hiçkimsenin hayatında yer almamaya devam etmek yerine geldiğim gibi gitmeli. Bırakıp gitmeli. Ölünce bedeni terkeden ruh yerine ruhu terkeden beden misali.
3 Ocak 2013 Perşembe
'O'
Saat 03.24. Normal birşey yapıp uyuyor olmalıydım. Bu gece, her zaman sevdiğim karanlık beni boğuyor. Nefes almak bile hiç bu kadar yorucu ve zor gelmemişti. Aslında bu tarihin, bu saatin veya bu gecenin benim için hiçbir önemi yok. Hepsi kafamın içerisinde yer alıyor. Aklımdaki her ücra nokta bir avuç çamurla dolu gibi. Vıcık vıcık , iğrenç. Düşüncelerim ise sürekli dönüyorlar. Firar içerisindeler ve onları görmek o kadar zor ki, buğulu bir camın ardını görmek gibi. Varoluşumuzun temel yalanıdır tabiki; kişi kendini herşeyden, herkesden daha iyi tanıdığını iddia eder. 5 milyar yılın yalanı bu olsa gerek. Kişi aslında tüm savaşları kendisine karşı verir, tüm zaferleri kendisine karşı kazanır yada tüm yenilgileri çok acı ama kendisine karşidir. İçerisinde hep tanıdığını iddia ettiği ama aslında neye benzediğini bile bilmediği bir yaratık vardır. Acımasız, aç ve zeki. Geriye kalan tüm zaman ise güneşe bakmak gibi onun yaptıklarını görüp, ne olduğunu bilip engellemeye çalişmakla geçer. Tüm duyguları o kontrol eder, tüm bencillikleri o sergiler biz ise bu boku temizlemekle uğraşiriz. Biliyorum, bunların hepsini olmayan birşeye yada olduğunu düşündüğüm birşeye yüklemekte saçmalık. Korkaklık. Bu sadece bütün yalanlarıma bütün anlamsızlıklarıma bir kılıf uydurma şekli ya da bu olduğunu bildiğim deliliğimin göstergesi. Nasıl derler bilirsiniz: Siz birşey yaparsınız birşey söylersiniz birşey planlarsınız, ama yukarıdaki herzaman güler. Belkide yukarıdakinden ziyade içimizdeki herzaman güler. Sadece güler! Bir oyun gibi doğru taşa vurup bütün herşeyi yıkacak olmanın verdiği zevkle...
29 Aralık 2012 Cumartesi
TASARI
Yeni bir dünya tasarlama vakti geldi sanırım. İçerisinde herşeyin olduğu ama hiç birşeyin eşit dağılmadığı bir dünya. Düşünelim.. Herşey yüzeyde başliyor sanırım. Yüzeyde herşey inişli çıkışlı olmalı ve içerisinde her renk bulunmalı. Herşeyi etrafından gizleyen siyahtan herşeyi ortada olan beyaza kadar. Sonra ağaçlar olmalı. Bir kısmı mutluluğun, gururun timsali iken diğer kısmı patalojik olmalı. Hastalıklı, kurumuş ve tükenmiş. Gökyüzü olmalı. Kırmızı ve tonlarında..Öyle ki bir kez bakan tekrar bakmadan sadece düşünerek gözlerinin önüne getirebilmeli. Aslında gökyüzü kırmızı olarak yaşamı simgelemeli. Kan kırmızısı olarak! Uçsuz bucaksız topraklar olmalı. Çorak topraklar. Üzerinde hiç bir canlılığın bulunmadığı bakanların aklından asla silinmeyecek bir ölüm simgesi olarak. Aynı zamanda güzellikler olmalı birazda. Sanki içimizden bir parçanın büyüdüğü. Uçsuz bucaksın su birikintilerini eksik etmek olmaz tabi. Birazı berrak birazı temizliğe aykırı olarak kirli.Tabi içerisinde yaşamda ariyorum bazen. Ama buna yer vereceğimi sanmıyorum. Yaşayan sadece hayatın kendisi rüzgar topraklar bitkiler olmalı. Canlılık herzaman olmasi gereken ama bulunmayan bir olgu olmalı.
28 Aralık 2012 Cuma
Başladiğim yolda ilerleyip önüme gelen herşeyi yakıp yıkarken, aslında bir tek kendimden birşeyleri etrafa saçtiğimi görmek yapıyor olduklarımın ve yapmiş olduklarımın bir sonucumu yoksa yine yeni bir başlangıcımı.? Anlamak için daha çok şeyi yoketmek veya çok daha fazla varoluşa sebep vermek gerek sanırım. Önceliğim kendi varoluşumu(yada yokoluşumu) anlamakta. Düşüncelerimin örümcek ağsi yapisi ve bunların meydana getirdiği kelimelerin yapışkanlığı beni bulunduğum yerine dışına itiyor gibi görünsede aslında dışımdaki herşeyi bana çekiyor. Merkezi ben olan bir evrenin aslında merkezinden çok çok kaymış olmanın verdiği hafiflik bu olsa gerek. Yanlış yapmanın verdiği sonsuz rahatlık ve yanlışa devam etmenin içimde yarattiği ufak mutluluklar. Böyle bir durumda ben daha ne isterim ki..Yanlışlarımın verdikleriyle yetinmek ve bunları doğrularcasına taşımak dışında. İşte bu benim yaktığım herşeyin başlangıç anı..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)